Ne büyük bir çelişki!…

 

 

 

Ne büyük bir çelişki!…

Kendimize soruyor muyuz, acaba neden karanlıktan ve yalnızlıktan korkuyoruz diye? Bazılarının dediği gibi karanlıkta cinler, periler var da ondan mı? Yoksa ışıkta görünmeyen yönlerimiz karanlıkta göründüğünden dolayı, aslında kendimizle yüzleşmekten korktuğumuz için mi karanlıktan korkarız?

 

 

 

Bir çocuğa sorsanız, korkusunun nedeni onun hayal dünyasında ürettiği hayali yaratıklardır. Ya da büyüklerin onlarla baş edemediklerinde, güç yetiremedikleri durumlarda onları alt etmek için uydurdukları “öcü,böcü” cinsinden hikayelerdir( ya da yalanlardır) Peki biz yetişkinler neden korkarız karanlıktan? Oysa bize öcü, böcü hikayeleri anlatan da yoktur, bizimle baş edemeyen ebeveynlerimiz de.

Ayrıca inançlı insanlar olarak, karanlıktan korkmamızı emreden ne bir ayet ne de hadis vardır. Bilakis biliyoruz ki, dünyayı aydınlatanla insanlar ve fikirler hatta buluşlar dahi, gecenin karanlığında olgunlaşıp insanlığın ufkunu aydınlatıp, hizmetine sunulmuştur.

Peygamberimize peygamberlik verilmeden önce, Hira Dağındaki uzun uzlet ve halvet dönemi bunun en güzel örneğidir. Dünyayı aydınlatan İslam Peygamberi, Hira’da geçirdiği olgunlaşma evresinden sonra insanlara İslam’ı tebliğ etmeye başlamıştır ve gönülleri aydınlatmıştır. Yine bu gün evlerimizi aydınlatan lambayı bulan Edison da gecelerini bu buluşunu keşfe kadar uykusuz geçirmiş ve sonunda bugün onsuz yapamayacağımız ampulü bulmuştur.

Sonuçta biri gönülleri, diğeri evleri aydınlatan bu iki insan da karanlıktan korkmamış, bunu bir nimet bilmiştir ve nimetlenmişlerdir.

Yine kendimize dönelim ve başta sorduğumuz soruyu tekrar edelim. Işıkta,aydınlıkta gündüz gözüyle görünmeyen yönlerimiz karanlıkta göründüğü ve kendimizle yüzleşmekten korktuğumuz için olmasın bu karanlık ve yalnızlık korkumuz.

Evet, aydınlık nasıl ki maddi kirlerimizi ifşa ediyorsa, karanlık da manevi kirlerimizi öylece ifşa ettiği için karanlıktan ve yalnız kalmaktan korkuyoruz!

Aydınlıkta başkalarının gördüğü yönlerimizle varızdır, inançlı, takvalı Allah’ı çok seven kendimizi dini hizmetlere adamışızdır. Ezanı duyar duymaz namaza kalkan, tesettürüne sımsıkı sarılmış, yazın sıcağında oruç tutan biz, o da ne? Gece olunca karanlıktan korkmaya başlıyoruz.

Peki bu insan namazı, orucu kimin için yerine getiriyordu? Allah için değil mi? Gördünüz mü karanlık nasıl büyük bir ayıbı ve gafleti ortaya çıkardı? Dünyanın bütün ışıkları bir araya gelse bu ayıbı ortaya çıkaramazdı!

Kişi hem Allah’a güvenip “tevekkelallah ve kefa billahi vekila” diyecek, hem de Allah’ın Basir( gören), Semi’( işiten), Settar( örten)koruyan olduğuna iman edecek, Allah’ın gece karanlığında halvette kendisine münacaat edenleri sevdiğini söyleyecek, hem de bütün bu güzelliklerin kapısı olan karanlıktan ve yalnızlıktan korkacak! Ne büyük bir çelişki!..

Allah hiçbir şeyi boşuna yaratmamıştır. Karanlık her ne kadar kötülükle eş anlamlı gibi kullanılsa da Allah dilediği zaman ışığın yapamadığını yaptırıp, insanların gizli ayıplarını böyle deşifre edebiliyor!

Bu hastalığın tedavisine gelince, Allah dilemedikçe hiç kimsenin bize zarar veremeyeceğini, Allah hayır dilediğinde de kimsenin engel olamayacağına yakinen inanmalı, bunu kendimize telkin etmeli, gece namazlarını (teheccüd) ihmal etmemeliyiz.

 Allah’ın her şeyin üzerinde yegane hakim olduğuna yakinen inandıktan sonra bir de bakmışsınız ki, geceler sizin en yakın dostunuz, yalnızlık sırdaşınız olmuş. Gecelerin gelmesini iple çeker olmuşsunuz! Çünkü bu vakitler size kusurlarınızı söyleyen, ağlatan dost misali sıcak ve sevecen olmuş ve böylece Allah’a yakınlığınızın arttığını hissedeceksiniz.

Son söz; karanlığın, bilemediğimiz, gafil olduğumuz bir çok hastalığımıza kangrenleşmeden ışık tutması dileğimle. Her şeyin sahibini bilene lüzumsuz korku yoktur!

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !